DTP'ninki ‘kimlik siyaseti' değil,‘ikircikli siyaset'
DTP kimlik siyaseti yapmamaktadır. DTP'nin yaptığı ‘gerilim ve öfkenin gölgesinde kimlik istismarı'dır. Onun içindir ki bu ülkenin Kürt kökenli yurttaşlarına yönelik her olumlu gelişme DTP'de mutluluk yerine tedirginlik ve üzüntü oluşturmaktadır. Kürtleri mutlu eden şey DTP'yi etmemektedir.İHSAN BAL*
YEREL seçimlere doğru, Türkiye'de gündemin sıcak maddelerinden birini Diyarbakır'ı kimin alacağı, Kürt kökenli vatandaşların oyunu kime vereceği oluşturmakta. Bu süreçte, Kürtlerin oyuna talip olan ve etnik kimlik üzerinden siyaset yaptığı iddia edilen DTP, tüm propagandasını ‘ayrıştırma' üzerine inşa etmişe benziyor. Seçim tarihi yaklaştıkça bu ‘ayrıştırma' ve ‘bloklaştırma' stratejisi tonunu arttırarak devam ettirecektir.
Başta DTP'liler olmak üzere, onların inandırdıkları bazı kişiler de dáhil olmak üzere, birçokları bu partinin kimlik siyaseti yaptığını düşünmekte. Hatta iktidar partisi dahi DTP'nin etnik milliyetçilik vurgusu ve kimlik siyaseti yaptığı kanısında. Ancak gerçeğin böyle olduğu son derece kuşkuludur. Kimlik siyaseti, her şeyden öte, var olan bir kimliğin tanınması, kabulü, etkisinin yaygınlaştırılması, bulunduğu toplumda saygın bir konuma getirilmesi ve o kimlik sahiplerine iade-i itibarın sağlanması şeklinde özetlenebilir. Her şeyden önce kimlik siyaseti, o kimliğin lehindeki gelişmeleri maksimum ölçütte değerlendirerek yeni kazanım alanları oluşturmayı hedefler.
Kimlik siyaseti, kimlik sahibinin toplumsal talebini, sözel iletime dayalı siyaset alanını genişleterek - o kimlik üzerindeki yanlış algıları da değiştirerek - karşılamaya yönelik bir çaba içerir. Bu bakımdan kimlik siyaseti en temelde; dil, din, tarih, kültür ve sanat alanındaki toplumsal kabullerin o ülkede doğal, olağan ve içselleştirilmiş kabullere dönüştürülmesi demektir.
Kürtçe TV büyük kazanım
Konuyu Türkiye açısından değerlendirdiğimizde Kürtlerin, din bağlamında Türkiye toplumu içerisinde ayrıştırıcı değil bütünleştirici, farklılaştırıcı değil ülkenin doğal yapısının tamamlayıcı bir özelliğine sahip olduğu söylenebilir. Yani İzmir'deki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ile Diyarbakır'daki bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bu açıdan birbirlerini yabancı görmezler. Konu tarihsel referans açısından da sorunlu ve çetrefilli gözükmemektedir. Ancak Türkiye Kürtlerinin kimlik konusu dikkate alındığında, en tartışmalı ve en hararetli konunun ‘dil' konusu olduğu aşikar. Bir Kürt'le oturup konuştuğunuzda, talepler listesinin önemli bir kısmını ‘Kürtçe'ye ilişkin talepler oluşturur. Hatta denebilir ki Kürtlerin kültürel taleplerinin tanınmasının ve kendi söylemleriyle ‘iade-i itibar kazanmalarının' merkezinde Kürtçe'nin tanınması ve önünün açılması gelmektedir. Peki, Türkiye özelinde DTP ‘kimlik siyaseti'ni nasıl yapmaktadır?
Türkiye'de son zamanlarda, Kürtçe yayınların önündeki engelin kalkması, Kürtçe dil merkezlerinin açılması, Kürtçe olarak yazılı eserlerin yayınlanması ve ailelerin çocuklarına Kürtçe isimler verebilmeleri gibi birçok yeni düzenleme gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de genel hak ve özgürlükler lehine yaşanan gelişmeler, kuşkusuz Kürtlerin kimlik talepleri konusunda da olumlu etkiler sağlamıştır. Bu nevi kazanımların en yenisi Kürtçe televizyon yayınıdır. Kürtçe televizyon yayınının bölge halkı üzerinde çok büyük bir sevinç oluşturduğu ve hatta IPSOS araştırma şirketinin verilerine göre bölge halkının yüzde 71'i tarafından memnuniyetle karşılandığı görülmüştür.
Samimiyet testi
Bölge halkı tarafından yıllardır özlemi çekilen böylesi bir ‘kazanım' karşısında kimlik siyaseti yaptığı iddia edilen partinin nasıl davranmasını beklersiniz? Tabii ki halkın sevincine ortak olması beklenir. Elde edilen bu ‘kazanım'ın halkın mutluluğu için, kültürel alandaki taleplerin devlet tarafından da kabulünün işareti ve belgesi olarak takdirini beklersiniz. Aynı zamanda yayına başlayan TV kuruluşunun yayın kalitesi, içeriğinin zenginleştirilmesi ve benzeri konularda çabalarınızı esirgemeyeceğinizi, en azından bir iyi niyet jesti olarak ortaya koyarsınız.
Ancak DTP'nin bu tür normalleşmeler ve kazanımlar karşısındaki tavrı, önce telaş, sonra kızgınlık, sonra da halkı bu yayınlardan uzak tutma gayreti olarak şekillenmiştir. Zira Kürtçe televizyon yayınının başladığı andan itibaren, ‘böylesi bir yayının Kürtlere yönelik bir asimilasyon politikasının bir parçası olduğu ve Türkiye'nin Türkçe iletemediği bir kısım siyasal söylemlerini böylesi bir kanal marifetiyle ileteceği' propagandası kendini göstermiştir.
Aslında bu propaganda belli oranda destek de görmüştür. IPSOS şirketinin Diyarbakır'da yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, Kürtçe yayına karşı DTP tabanındaki olumlu bakış yüzde 56'lara düşerken diğerler seçmenlerin olumlu bakışı yüzde 90'lara kadar ulaşmaktadır. İşin ilginç tarafı DTP, İran'ın, Irak'ın, Amerika'nın, İngiltere'nin ve PKK'nın Kürtçe yayınlarından rahatsızlığını dile getirmemiş ve hatta bölge halkını 26 Mart 2006'da ayaklanmaya davet eden Roj TV'nin Danimarka'da kapatılması için yapılan girişimlere karşı DTP'li belediyeler, bu terör savunucusu televizyonun devamı yönünde destek olmuşlardır.
Kimlik siyaseti, iletişim dilinin ‘şiddet' üzerinden değil ‘söylem' üzerinden yapılmasıyla başarılı sonuçlar alabilir. Kürtçe'nin yayın dili haline gelip televizyonda Kürtçe programların 24 saat süreyle halka sunulması, DTP açısından başka bir anlam daha ifade etmektedir ki DTP bunu ‘samimiyet testi' olarak değerlendirmektedir.
Kürtçe Meclis'te
Nitekim DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, parlamentoda meclis konuşmasının canlı yayında verildiği sırada, Kürtçe konuşmak suretiyle kendi tabiriyle ‘bu samimiyeti test etmiştir'. Ancak DTP'nin Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türkiye'deki yasaları ‘test etme' girişimi nedense hep işler tam normalleşmeye başladığı, yolunda gittiği dönemlere ‘denk' gelmektedir.
Bir parlamenter olarak herkesten daha fazla Sayın Türk'ün bilmesi gereken konu, yasanın izin vermediği bir tasarrufun yapılamayacağı gerçeğidir. Eğer böyle bir talep var ise, yine bir parlamenterin en önemli görevi kanun teklifi vererek bu yasağı kaldırma çabası içerisinde olmasıdır. Zira parlamenter olarak seçilmiş kişiler, siyasetin dili, aklın erdemi ve kuralların gereği olarak çalışmalarını sürdürürler ve ulaşmak istedikleri siyasal projelerine, siyasetin elverdiği manevra alanını en geniş şekilde kullanarak ulaşmaya çalışırlar. Siyasetin diliyle ve parlamenterliğin sorumluluğuyla, terörün dili ve teröristin sorumsuzluğu birbirine karıştırılmamalıdır.
Propaganda savaşı
Kimlik üzerinden siyaset yapmak demek, yaşadığınız ülkede diğer kimlik ya da kimliklere de saygılı olmak demektir. Türkiye tüm farklılıkları dikkate alacak şekilde özgürlük alanlarını geliştirirken, terörle mücadelede gözaltı sürelerini dört günle sınırlı tutarken ve yine terörist - masum vatandaş ayrımı konusunda kılı kırk yaran bir titizlikle hareket ederken, DTP ve yandaşları birçok güvenlik operasyonunu şiddetle eleştirmektedir.Ancak aynı DTP'lilerin 3 Ocak 2008'de üniversiteye gitmek için dershanelerinde kitaplarını açmış, öğretmenlerinin huzurunda eğitim gören 6 gencin PKK tarafından öldürülmesine sessiz kalması çok büyük bir çelişkidir. DTP'den bu olay karşısında sesini yükselten bir milletvekili ise parti tarafından azarlanıp kenara çekilmiştir. Bir taraftan sonsuz eleştiri hakkını kullanan DTP, bu kadar açık cinayetler işleyen bir örgüte karşı bırakınız sesini yükseltmeyi çoğu zaman örgütü meşrulaştırma yönünde hareket etmekte ve hatta Öcalan'ı önemli bir ‘Kürt lider' olarak telaffuz etme cüretinde bulunmaktadır.
Bir taraftan özgürlükler, insan hakları, halkların eşitliği, iade-i itibar, kültürün tanınması denilirken diğer taraftan insanlığın en fazla reddettiği ve insan olmanın, insan tarafında olmanın ve siyaset yapmanın ilk koşulu olan ‘masumun öldürülmesine karşı çıkma' ilkesinin hiçe sayılması... Bu ikircikli yaklaşım DTP'nin tozu dumana kattığı, A'yı B gösterdiği propaganda savaşında belirli bir süre saklanmış olabilir, ancak günümüz Türkiye'sinde her geçen gün çok daha fazla görünür hale gelmektedir.
Türkiye'nin özgürleşmesi, Türkiye'nin demokratikleşmesi, Türkiye'nin birinci sınıf hukuk devleti olması, kimlik siyaseti yaptığını iddia edenlerin de öncelikli hedefi olmalıdır. Ancak görülen o ki, Türkiye'nin olumlu yöndeki adımları DTP'de ve yandaşlarında önemli sarsıntılara yol açmaktadır.
Kimlik istismarı
Yoksa parlamentoya kadar gelip elleri sıkılan ve hatta Türkiye'nin en milliyetçi partisi olarak tanınan partinin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli tarafından dahi tebessümle karşılanan DTP milletvekillerine yönelik bu kuşatıcı yaklaşım, onlara açılan el ve gönüllerin geri çevrilmeyeceği ümidine dayanmaktaydı. Ancak yerel seçim atmosferinde tekrar görüyoruz ki tüm bu ümitler suya düşmüştür. Huylu huyundan vazgeçmemiş, çocukları ve kadınları kendisine siper eden DTP siyasetçileri, onların kırdığı cam, yaktığı lastik, taşladığı polis oranında kendilerini güçlü hissetmeyi tercih etmişlerdir. ‘Dilimizi tanıdılar, şimdi de toprağımızı tanıyacaklar' açıklamalarıyla tüm ülkeyi germenin yollarını aramaktadırlar.
Görülen o ki, DTP ve yandaşları uzun yıllardır kandırdıkları Kürtleri, bu seçim sürecinde de duygusal bir bunalıma sokarak, onları duygu hapishanesinde tutuklu bırakarak gerçeği gizlemeye çalışmaktadırlar. ‘Gerçek nedir?' denilirse; Türkiye'de devlet - toplum ilişkileri ve Kürt - Türk ilişkileri normalleştikçe DTP daha da anormalleşmektedir. Türkiye'de iletişim kanalları arttıkça, Kürtler ve Türkler arasında sosyal, ekonomik ve kültürel entegrasyon güçlendikçe DTP hırçınlaşmaktadır. Türkiye'deki demokrasinin Kürtlere sunduğu her ‘kazanım', DTP'nin sabrını taşırmaktadır. Ankara'daki parlamentoyu bir kere dahi alkışlayamayan DTP, gözünü ve kulağını Kandil dağından hiç ayırmamaktadır. Sınır ötesi operasyonlarda bir tek sivilin bile ölmemesine rağmen, büyük gümbürtüler kopartan DTP, Diyarbakır sokaklarını kana bulayan bombacılar veya servis otosunu tarayan teröristler karşısında sesini yükseltmemektedir.
Gerilimden besleniyor
Evet, Türkiye'de daha tamamlanması gereken bir süreç ve ulaşılması gereken hedefler vardır. Kürtlerin taleplerinin tanınması, onların her alanda ülkenin diğer tarafında yaşayan yurttaşlarla kendilerini özdeş hissetmeleri kuşkusuz önemlidir. Büyük bir Türkiye hayali ancak, o ülkedeki tüm vatandaşların kendilerini önemli, adalet karşısında eşit ve birinci sınıf olarak hissettiklerinde gerçekleşebilir. Fakat bu hayale ulaşmada DTP'nin şu ana kadar hiçbir katkısı olmadığı gibi tam tersine elde edilen tüm olumlu gelişmeleri de yıkma, engelleme ve küçük görme gibi, tedavisi mümkün olmayan bir hastalığı olduğu net bir şekilde görülmektedir. Bu hastalık, yaklaşan yerel seçimler sürecinde artarak daha da ağır hale gelmektedir. DTP'nin taban desteğini gösteren en iyi turnusol, seçim sürecinde sokak olaylarını arttırması veya azaltmasıdır. Zira oy oranı yükselen DTP daha az şiddet ve gerilim yöntemini benimseyecek, tam tersine oy oranları azalan bir DTP gerilimi arttıracak, halkın somut projelere ve gelişmelere yönelik aklıyla karar vermesi yerine duygusal olarak, aklının önüne geçen öfkesiyle oy sandığına gitmesini sağlayacaktır. Dolayısıyla Türkiye'de yaşayan herkesin bilmesi gereken gerçek şudur ki, DTP bir kimlik siyaseti yapmamaktadır. DTP'nin yaptığı ‘gerilim ve öfkenin gölgesinde kimlik istismarı'dır. Onun içindir ki bu ülkenin Kürt kökenli yurttaşlarına yönelik her olumlu gelişme DTP'de mutluluk yerine tedirginlik ve üzüntü oluşturmaktadır.
ihsanbal@hotmail.com *Doç. Dr. USAK Uluslararası Güvenlik, Terörizm ve Etnik Çalışmalar Merkezi Başkanı
Bu yazı 09 Mart 2009 Pazartesi günü saat 02:03'de eklendi.
- Abdullah Avcı abime başarılar dilerim
- Van'da yarım saate 3 deprem medyan geldi
- İMKB'de Gong girişimciler için çaldı
- Bedelli askerlik bayramdan sonra Macliste
- Mali Müşavir sorumluluk sigortası
- Avukat Mesleki Sorumluluk Poliçesi
- Tamamlayıcı Hekim Sorumluluk Sigortası
- Emeklilik Yatırım Fonu Nedir?
- Birikimli Hayat Sigortaları
- Sporvole'den Aykut Alexs Karikatürü
- THY'li küçük dev adamlar
- Mesleklere Özel Sağlık sigortaları online
- Osman Baydemir'e albüm hediye etti
- DTP`nin ifade krizine yeni çözüm
- DTP `işçilere` gitti
- DTP'lilere kürtçe ders verilecek
- `Kürtler Türkiye`yi bölmez`
- Aysel Tuğluk Kürtçe bilmediğini söyledi
- Sırrı Sakık barışı önemsiyoruz
- DTP geceyi Meclis’te geçirdi
- ‘One minute’ı geride bırakmak zorundayız
- CHP ve MHP ülkeyi paçasından çekiyor
- Finals of Turkish Olympics held in Holland, Norway
- Bu şarkı burada bitmiyor daha da gür söylenecek
- Death toll exceeds 30 as megacity İstanbul
- Haberi Milliyet yayınladı savcı faturayı star’a kesti
- Diyanet’te Alevi temsili için ‘asla’ demedim
- Çukurlardan karanlık senaryolar çıkıyor
- Ölüm kuyuları kazıldı sıra ölüm tarlalarında
- Doğan: Rutin dışına çıkılsın
- İstanbul SEECP summit calls for Euro-Atlantic
- Kılıçdaroğlu'ndan referandum açıklaması
- İstifasını geri çekti
- Çiftçisiz kalkınma olmaz
- Başsavcı Eylem Planı
- Tehlikeyi geç fark ettiler
-
İSTANBUL
ANKARA
İZMİR





















